28 Kasım 2008 Cuma

SEVGİ YÜCE BİR DUYGUDUR.


Kendinizi gerçekten sevdiğiniz zaman hayat anlam kazanacak, neşe mutluluk, haz dolu olarak hafiflediğinizi göreceksiniz. Gözlerinizin bakışına bir güzellik gelmiş olacak ve yüzünüzde sevginin ışığı parlayacak, davranışlarınızdaki incelik, sizin bu halinizde çevrenizdeki insanlara yayılacak. Mutlu olmakla mutlu edeceksiniz. Büyük bir iyilik yapın ama önce kendinize hiç kimseye değil önce kendinize. Hiç bir şey kendinizi mutlu etmek kadar haz içinde olmaktan başka önemli değildir.
Hiç bir şey sizden daha önemli değil.Siz önemsiz olurken başka bir şey nasıl önemli olabilir ki,

Sizden aşağı olan, sizden daha büyük olan kimse yoktur.
Tanrının katında herkes eşittir. Yaşamınızda huzura, mutluluğa ve doyuma giden tek yol kendinizi sevmenizdir...
Kendinizi sevmekle Tanrıyı da seversiniz çünkü tüm var olanı kucaklayıp sevmeniz kendinize olan sevgi kadardır... Yaradanın yarattığından ötürü var olana hayranlık
ve affetmek bağışlamakla,muhteşem güzelliğinin farkında olmak,onu görmek gönül
gözüyle olur.Bu da insanın kendi içinden ve özünden,ruhunda yansıyan yüce duygudur.

Sevgi bütün güzelliklerin anahtarı, kendi içinizde onu açmasını bilmek gerek,

İzin vermek gerek, sevmeye ve sevilmeye izin vermek kendinizi çok sevmekle başlar.

Kendini sevmeyi ve başkalarının sevgisini kabul etmeyi öğrenin geç olmadan, sevgiyi hak ettiğinizi hissetmek için ölümcül hasta olana dek beklemeyin.

Önce kendinize kendinizi ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin''BEN KENDİMİ ÇOK SEVİYORUM '' deyin başka birine söylemeden önce...

ÇOCUK BU MERAK ETMİŞ

Yavrum seni leylekler getirdi' nin cyber versiyonu;
Çocuk: - 'Babacım yaa, ben nasıl oldum, çok merak ediyorum' diye israr edince...
Adam, 'Nasıl olsa bunu bu oğlana bi gun anlatmak durumunda kalacam, iyisi mi şimdi izah ediym,
hazır sormuşken, kurtuliym gitsin bu işten' diye düşünür, içinden...
-'Bak evladım, çok eyi dinle, zira bir daha anlatmıyacaam:
- 'Ananlan baban, bundan yedi sene evvel, bi 'cyber cafe'de karşılaştı.
'Bir-iki bakıştıktan soona bu 'cyber cafe'nin musait bi yerine geçtiler...
Baban'memory stick' ile , 'USB' den bi baglantı kurdu...
'Anacıın bu fırsatı eyi değerlendirerek 'memory stick' den bi kaç 'down load' indirdi...
'Bu dangalak baban da, bir-iki 'upload' yükledi...
Ammaaa,' '.... heyecandan'Firewall' kullanmayı unuttuğumuz aklımıza geldiğinde iş işten geçmişti...
Ondan sonra da , ne 'delete' edebildik, ne de 'cancel'...
-Sonuç olarak da, dokuz ay soona ortaya felaket bi 'Virus' çıktı....
BİR ERKEK EVLENMEYE NASIL KARAR VERİR? ;)

__Genç bir erkeğin dört kız arkadaşı vardı ve bir türlü hangisiyle evleneceğine karar veremiyordu. En sonunda doğru kararı verebilmek için bir test yapmaya karar verdi. Her birine 1000$ verdi ve 'bu parayı istediğiniz gibi harcayın' dedi..Birinci kız arkadaşı kendisine yeni elbiseler ve ayakkabılar aldı,kuaföre ve güzellik salonlarına gitti. Genç erkeğe geri geldiğinde söyle dedi: Senin için en güzeli ben olmak istiyorum, çünkü seni seviyorum!' İkinci kız arkadaşı ise genç erkeğin tuttuğu takımın iki kombine biletini,en sevdiği türden bir suru video CD ve bir ay yetecek bira ile geri geldi ve söyle dedi: 'Bunlar senin için aldığım hediyeler, eminim seni mutlu edecektir, senin mutlu olmanla bende mutlu olacak.' Üçüncü kız arkadaşı ise bu parayla iyi bir yatırım yaptı ve kısa bir sure içerisinde para kendini ikiye katladı ve bu parayi da çeşitli yatırım alanlarında kullandı. Genç adama geri gelerek söyle dedi; 'Bana verdiğin parayı birlikte yaşayacağımız mutlu bir gelecek için çoğalttım, çünkü seni seviyorum!' Dördüncü kız arkadaşı ise bu paranın bir kısmıyla bir suru kitap aldı, kalan kısmıyla ise fakirlere yemek dağıttı. Genç adama geri gelerek söyle dedi: 'Verdiğin paranın bir kısmıyla sana layık olabilmek için bir suru kitap aldım diğer kısmıyla ise senin adına fakirlere yemek dağıttım.' Genç erkek dört kız arkadaşının yaptıklarından çok etkilenmişti. Karar vermek için epey bir sure düşündü ... düşündü...düşündü... ve sonunda büyük göğüslü olanla evlenmeye karar verdi :)))))))))

DUVAR YAZILARI

Zirveye çıkarken herkese selam ver,
Çünkü inerken onlarla karşılaşacaksın.

Dünyanın en cesur yaratıkları insanlardır,
Öleceklerini bilerek yaşarlar.

Dal rüzgarları affetmişse de,kırılmıştır birkere.

26 Kasım 2008 Çarşamba

KALP HİZASINDA SEVMEK


********bir kadını ağlatırken çok dikkat edin ********

Musevilerin, tanrı ile insanın konuşmasını anlatan kitapları Talmud’dan alınmıştır ve şöyle biter: “...bir kadını ağlatırken çok dikkat edin,çünkü tanrı gözyaşlarını sayar!

Kadın erkeğin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı, öyle olsaydı ezilirdi; üstün olmasın diye başından da yaratılmadı; ama göğsünden yaratıldı:eşit olsun diye... Kolun biraz altından korunsun diye... Kalp hizasında sevilsin diye...”

Kaburgalarından yaratıldık diye, kendini üstün görmeye bayılan beylere duyurulur. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığı gibi bu da tesadüf değilmiş,gördünüz mü?

Ne kadar güzel bir tarif bu;kalp hizasından sevilmek...Hani bizim toplumumuzda “Kocadır döver de sever de “ durumu vardır ya!... Aslında bu çok öncelerden zihinlere sokulan bir anlayıştır.Bir ana ya da baba çocuğunu döverken müdahale etseniz hemen cevap hazırdır;”Ben onun anası/babasıyım,döverim de severimde..”Hiç sanmıyorum.

Sevgiyi ifade şeklinin dayak olduğunu zanneden çocuk da büyür ve o da öğrendiği gibi sever eşini çocuklarını... Amerikalı NLP eğitmeni Wyatt Woodsmall,şizofreninin temelinde yatan nedenlerden birinin bu anlayış olduğunu söylemişti.Çocuk sopa yiyor,ardından ebeveyni ona “Senin iyiliğin için dövdüm,çünkü seni seviyorum “diyor.Çocuk da o masum aklıyla,bu garip çıkmazdan kurtulmak için farklı kimlikler yaratmaya başlıyormuş.

Hani bir laf vardır;”bir baba çocuğunu seviyorsa,onun annesini mutlu etmelidir!... diye...Kalp hizasından sevilen bir kadın kendini güvende hissedecektir.Bu güven duygusuyla,o da çocuğuna yansıtacaktır huzurunu...

Hz. Mevlana da Mesnevi’sinde değinmiş kadın-erkek ilişkisine. Kadını ateşe,erkeği suya benzetmiş.

“Gerçi zahiren su, ateşten üstündür;fakat bir kaba konunca ateş onu fıkır fıkır kaynatır.(1/2429)İkisinin arasında bir tencere,bir çömlek oldu mu ateş,o suyu yok eder hava haline getirir.(1/2430)

Aradaki bu çömlek nedir?Gönül elbet... Görünüşte erkek üstün gibi olsa da kadının ne denli önemli bir rol oynadığı belli edilmiş.Ve Mevlana ,kadına munis olmasını,erkeğe de akıllı,vicdanlı koruyucu olmasını hatırlatmış.Yani,kadını kalp hizasından sevmesini...

Güç kavgasından kurtulan kadın ve erkek,mutluluğa giden yolda birbirine can yoldaşı olabilmeyi de biliyor. Fiziksel ya da duygusal olarak ikisinin eşit olmasını elbette söyleyemeyiz. ; ama birbirlerini tamamlamaları gerekiyor. Önemli olan sevgide eşit olmak. Kadının da insan olduğunun bilinmesi , anlaşılması ...

Günümüzde nezaketsizliğin savunmasını da “ Eee eşitlik istemiyor muydunuz?” diye yapanlar var. Kadın kadınlığını, erkek erkekliğini idrak ettiğinde epey bir yol kat edeceğiz. Mesele iktidara kimin geçeceği değil; hayatı paylaşabilmeyi öğrenebilmekte ...

Yaşadığımız dünya düalitelerden oluşuyor. Siyah – beyaz, iyi – kötü , karanlık – aydınlık , kadın – erkek...

Yeni çağın insanı tüm bunları eritip BİR olmaya doğru yol alıyor. Uyanmaya başlayan ruhlar biliyorlar ki, aslında evrende bir ikilik yok. Biri diğerinin içinde. Biri olmadan öteki olamıyor. Sadece olma hali var aslında. Haliyle de biri diğerinden üstte ya da altta değil. Biz de sadece “özde bir insan” olmaya çabalıyoruz.

Hadi beyler, hayatınızın kadınına hissettirin, kalp hizasından sevdiğinizi ... Çünkü kadınların buna ihtiyacı var...

24 Kasım 2008 Pazartesi

Yüce önderimiz Cumhuriyet'imizi gençlerimize,
gençlerimizi de değerli öğretmenlerimize emanet etti.
Onun bu emanetine sahip çıkan tüm öğretmenlerimizin
Öğretmenler Günü'nü kutluyor,
önlerinde saygı ile eğiliyoruz...
DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Bütün çiçekleri getirin buraya.
Öğrencilerimi getirin buraya, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiçeklere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya.
Son bir ders vereceğim onlara.
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin... Ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin, görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini,
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın,
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyorum gönlümde,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yürükler yaylasında, Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, ağrı eteğinden,
Gücenmesin, bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum,
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan gizli ve sessiz,
O bakımsız ama kokusu eşşiz çiçek,
Kimse bilmeyecek seni, seni kimse bilmeyecek
Seni, beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.

Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Okulun duvarı çöktü, altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya.
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Ceyhun Atıf KANSU

21 Kasım 2008 Cuma



İki emekli parkta güvercinlere yem atıp vakit geciriyorlardı.
İçlerinden birisi;

Şu güvercinlere ne zaman yem atsam siyasetçileri hatırlıyorum...' der.
Diğer emekli "Neden? diye sorunca, yanıtlar ilk konuşan:
"Yerde oldukları zaman elimizden yiyorlar,
havalandıkları zaman ise kafamıza sı....yorlar da ondan...!

18 Kasım 2008 Salı


ÖĞRENDİM Kİ

Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.


Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki...
'Bittim' dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.


Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

Öğrendim ki...
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

kösemsultan

17 Kasım 2008 Pazartesi


Korkuyorum

Yağmuru seviyorum diyorsun,
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...

William Shakespeare

14 Kasım 2008 Cuma

ANNEMİZE NE ZAMAN TEŞEKKÜR ETTİK?


1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı.Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.
2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti.Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.
3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı.Tabağınızı masanın altına dökerek
teşekkür ettiniz.
4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu.Evin bütün duvarlarına resim
yaparak teşekkkür ettiniz.
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi.Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.
6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü.Sokaklarda "gitmiyceem" diye ağlayarak teşekkür ettiniz.
9 yaşınızdayken size dualar öğretti,siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.
11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü."Sen bizimle oturma "diyerek teşekkür ettiniz.
12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi.O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.
16 yaşınızdayken okul servisini kaçırma diye hazırlanmana yardım etmek istedikçe
karışma bana diye azarlayarak teşekkür ettiniz.
19 yaşınızdayken okul masraflarını karşıladı eşyalarını taşıdı arkadaşlarınız alay etmesin diye okul kampus kapısından vedalaşarak teşekkür ettiniz.
21 yaşınızdayken iş hayatı ve kariyerinizle ilgili fikir vermek istedi."Ben senin gibi olmayacağım" diyerek teşekkür ettiniz.
22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı.Başka biryere gitmek için para isteyerek teşekkür ettiniz.
25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı.Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.
30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi."Artık bu ilkel yöntemleri bırak"diyerek teşekkür ettiniz.
50 yaşınızdayken o çok hastalandı,gittiğinizde mutlu oldu.Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.
Derken bir gün... o öldü. O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü.

13 Kasım 2008 Perşembe


Sabahın körü gibi karanlıkta kalkmıştı
Diğer köyden birisine aşıktı
Başak tarlalarında elleri çatlak
Küçücük dünyasında sadece o vardı
Saklayamamıştı aldığı gelinciği
Düşüp karışmıştı başak tarlasına
Ardında yine özlem
Bir gün daha sabah alaca karanlığında
Yine o gelincik ile sevdalısına dönecekti

...
Mavi hayallerle aynı duvarda
Mavi bakışlara bürünmekteyim
Gönlümde birikmiş mavi sularda
Masmavi ölmekte, sürünmekteyim
...
Kayıp sevgileri sahilde ara
Tozlu sayfaları mazide bırak
Şimdi gözlerini dik ufuklara
Mavi mavi yaklaş mavi mavi bak

Geceler...
Geceler katran karası geceler
Ellerim tütün kokar gecelerde

Geceler olmaz olası geceler
Açılır yelkenleri yalnızlığın
Vurur dalga sesleri yüreğimde

Geceler yar yar
Dört duvar efkar
Geceler yar yar
Başımda sevdan

Vurulur zincirlere
Çareler gecelerde
Bir damla, bir damla daha
Düşer zindanlara gözyaşlarım...

HER GECE BÖYLE DEĞİLİM


Benim de öyle akşamlarım vardır.
Kapıdan girince anama sarıldığım,
Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim,
Meyhaneye uğramadan çakır keyif,
Düşmanım yok,
Gündeliğim cebimde,
Küfretmeden
Öyle tasasız döndüğüm akşamlar..
Benim de öyle akşamlarım vardır.
Her gece böyle değilim.


Melih Cevdet ANDAY

12 Kasım 2008 Çarşamba


/Yine aylardan hüzün/

Aklımda,
Arnavut kaldırımlı sokaklardaki,
Bir bebeğin çıplaklığı kadar masum,
El ele tutuşmalarımız.

Yağmur altındaki ,
Titrek ve soğuk ellerin buluşması.
Kollarımın beline,
Başının omzuma hasreti,
Ve bıraksalar;
Böylece bitmesini dilediğim,
Bir ömür.

Soğuk havalarda sığındığımız,
Şömine başı kaçamaklar.
Ve yudumladığımız,
Yanakların kadar kırmızı,
Bakışların kadar yıkıcı,
Şarap.

/Yine aylardan hüzün/

Artık o arnavut kaldırımlı sokağa
Hiç uğramıyorum.
Soğuk havalarda üşümemek için
Çift kat giyiniyorum.
Ve ben artık rakı içiyorum.

Ama belki bir gün dönersin diye,
Bir şişe şarap aldım geçen yıl.
Dolabımda saklıyorum.
En sevdiğinden,
En kırmızısından.


Şimdi önünde iki seçenek var;

Ya dönersin,
Bu hasret sonlanır.
Ya da,
Şarap yıllanır...


Hasan Osmanoğlu

10 Kasım 2008 Pazartesi

ÖLMEDİN KALBİMİZDESİN

SEVDAN HASRET KOKAR

Loadtr.Com


BEN GEM VURMASINI
BİLİRİM
DUYGULARIMA,
BAŞIMI ÖNE EĞMESİNİ
VE ÇEKİP GİTMESİNİ
BİLİRİM.
HİÇBİRŞEY SORMAM SANA
KORKMA..!
VE AĞLAMA
BEN KABULLENMESİNİ
BİLİRİM.
TERKEDİLMİŞLİĞİ,
HOR GÖRÜLMEYİ,
AŞAĞILANMAYI, AMA
SEVDA BU..NE YAPAYIM.
HASRET KOKAR,
SOL TARAFIMDA
BİRŞEY VAR HEP SIZLAR,
ACILAR KATMER
ACILAR KATIKSIZ,
HEP YAKAR,
HEP YAKAR.

Recep KESKİN - ADANA

8 Kasım 2008 Cumartesi


KIRMIZI GÜL

Bir ülke varmış eskiden ve bu ülkede hiç ama hiç kırmızı
Gül yokmuş,bütün güller beyaz renkteymiş.bir de bir birini
Çok seven bir kız ve bir delikenlı varmış…Birbirlerine çok
Yakışıyorlarmış.Kız çok güzel delikanlı ise çok yakışıklıymış.
Delikanlı bu kız için her şeyi yaparmış.kız ise bir şart koymuş ortaya:
Bana kırmızı renkte bir gül getirirsen seninle evlenirim;
Delikanlı çok üzülmüş bu şarta,çünki hiç kırmızı gül
Yokmuş bu ülkede.Beyaz güllerle dolu bir bahçeye gitmiş
Aramış ama yok. Sonra oradaki bir bülbüle derdini yanmış.
Bülbül dinlemiş genci.Ve en sonunda;
Üzülme delikanlı, yarın buraya aynı saatte gel,kırmızı bir gül
Göreceksin…Onu al kıza götür,evlenin mutlu olun.Sen onu
Çok seviyorsun mutluluk hakkın ;demiş.Çocuk buruk halde
Ayrılmış ordan.Ertesi gün bahçeye gitmiş koskoca bahçe
Beyaz güllerle dolu yalnızca en ortada kıpkırmızı bir gül!!
Delikanlı biraz şaşkın,biraz heyecanlı,biraz mutlu koşup
Gitmiş gülün yanına…Ama gördüğüne gerçekten çok
Üzülmüş.Bülbül yerde,kendini,dikeniyle öldürmüş olduğunu
Gülün hemen dibinde cansız yatıyormuş…
Delikanlı,kendisinin mutluluğu için,bülbülün kanıyla
Boyadığı’kırmızı’ gülü alıp kızın yanına gitmiş.
Kız, arzusu gerçekleştiği için çok sevinmiş ve kendisine
Kırmızı bir gül getiren delikanlıyla evlenmeyi kabül etmiş.
Ama delikanlı;Benimle evlenebilmen için bülbülün
Ölmesimi gerekiyordu? Diyerek oradan ayrılmış ve bir
Daha dönmemiş

BİRİLERİNİN MUTLULUĞU ASLA BAŞKALARININ
MUTSUZLUĞU OLMAMALI…



GÜLÜM
güllerin içinden bir gül sevdim
sahipli olduğunu nerden bilebilirdim
sevgi sahipli olmaya bakmaz ki
eğilip koklamak istedim
kopartılacağını nerden düşünebilirdim
koklayıp sadece sevecektim
bana dikenlerini batıracağını nerden tahmin edebilirdim
yine de gülü sevip dikenine de katlanabilirdim
ona zarar vereceklerini bilseydim
bana karşı güllerin arasına saklanacağını görseydim
herzamanki gibi onu uzaklardan sever izlerdim

7 Kasım 2008 Cuma



DENİZDE DALGA

Deniz dalga geçti
Hemen şimdi şuramdan
Serin bir ürperti
İskelet gibi sırtımdan
Kaburgalarımı saydı geçti

Bir havaya kaldırdı
Birde bastı başımdan
İndirdi midesinin içine
Beğenmemiş olacak ki
Kuru bir dal parçası gibi
Çıkardı attı iskeleti yüzüne

Korku oldu mu yüzümde?
Olmadı! Desem yalan olur
Denizdeyken hiç çıkmadı ki aklımdan
Boğulmam

Deniz hep dalga geçti korkumla
Yüzmeyi öğrendikten sonra
Bende dalga geçtim denizle
Döşek saydım yattım üstünde
Yükseklerden atladım
Tekme vurdum
Doğurgan karnını yardım
Böyle inanılmaz neşeliydim

Birde şişe yüzüyordu
Akşam geç vakitlerde içi boşaltılmış
........................Yetmişlik şişe
Kafasını aşağı yukarı eğe eğe
Sanki bir şeyler söylüyordu bana
Denize beraber girdiği
Kafasını iyi ettiği
........... Birisini soruyordu
Şişe perişan vaziyetteydi
Aynı dalgada yüzüyordu
Yanı başımda
................. Adam neredeydi?
Şişeyi içine boşaltan adam da
Şişirilmiş balon gibi
Kımıldamadan yüzüyordu
.......................Başka dalgada
Görenler de uzaklaşıyordu
...............Aynı dalgada

Sahilde bir gazino ki
Büyük ekranında
Magazin haberleri
Her ünlü açıkça
...............Bin bir dalgada
Açıklarında denizin
Sürat motorları
......Birbirleriyle yarıştaydı
Yanı başlarında ölen adam
Hiç kimsenin umrundaydı

BU AŞK BURADA BİTER

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir

Yanyana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

ATAOL BEHRAMOĞLU

ÖZLEYİŞ



BİR ŞARKIDIR
BİR ŞİİRDİR,
SENSİZLİĞİM.
BİR ÖZLEYİŞTİR,
BEKLEYİŞTİR.
MAVİLİĞİN...
BİLİYORUM
ÇOK SÜRMEYECEK,
GELECEKSİN
BULACAKSIN BENİ
BELKİ ÜZÜLECEK,
BELKİ BOŞVERECEKSİN
GÖRDÜĞÜNDE
ESERİNİ.

Recep KESKİN - ADANA

4 Kasım 2008 Salı

GELELİM KURU FASULYENİN FAYDALARINA


sihirli bir söz öbeğidir, çok yönlü anlatımlara ve kazanımlara vesile olur..

ilk olarak insanın özeleştiri yapmasına olanak sağlar.. söz o kadar uzuyordur ki konuşurken hatta yazarken son dem-paragraf gelelim kuru fasulyenin faydalarına, işin özü anlatılır.. birey bu durumun farkına okurken yada konuştuklarını anımsarken varır..

ben de gizli olan güzelliği ise yaşanmışlığı olan bir anıda gizlidir.. üniversiteye yeni başlanmış yıllardır, bir hatun kişiden çok hoşlanılır, belirli bir arkadaşlık evresinden sonra konuşmaya , duyulan hisleri onunla paylaşmaya karar verilir, uygun ortam hazırlanır ve kader anı.. o kadar uzatılır ki laf , hatun kişi zaten farkındadır durumun artık sonu görmek ister ki belli o da hoşlanmaktadır.. ve bizim salak aşık gelelim kuru fasulyenin faydalarına der , karşılıklı gülüşülür.. hatun kişi ee der..

salak aşık başlar anlatmaya.. dün gece kuru fasulye yapmıştımda.. çok güzel olmuş, besin değeri de çok yüksekmiş onun.. soğan da vardı yanında, turşu bile vardı.. hatun kişi daha fazla dayanamaz iyi geceler der ve gider..

gelelim kuru fasulyenin faydalarına hoş bir söz öbeğidir...

UÇUN KUŞLAR






Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;
Şimdi dağlarında mor sünbül vardır.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.

O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
Yüce dağ başında siyah tül vardır.

Orda geçti benim güzel günlerim;
O demleri anıp bugün inlerim.
Destan-ı ömrümü okur dinlerim,
İçimde oralı bir bülbül vardır.

Uçun kuşlar, uçun burda vefa yok;
Öyle akar sular, öyle hava yok;
Feryadıma karşı aks-i seda yok;
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.

Hey Rıza, kederin başından aşkın,
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın,
Sende -derya gibi- daima taşkın,
Daima çalkanır bir gönül vardır.

Rıza Tevfik Bölükbaşı

YURDUMUN İNSANI ÇOK ROMANTİKTİR ÇOK


BİRAZDA TEBESSÜM EDELİM

Ne kadar şanssızım!'



Üzgün ve pısırık görünüşlü bir Adam barda tünemiş oturuyormuş. Önünde

Bir türlü içemediği bir içki bardağı, suratı asık.. O sırada barın

kapısı açılmış. İri yarı, külhanbeyi tavırlı bir Adam, sert adımlarla

barın tezgahına doğru yürümüş ve pısırık adamı iteleyerek tabureye

oturmuş. Hiç soru sormadan adamın önündeki içki kadehini alıp başına

dikmiş. Elinin tersiyle ağzını kuruladıktan sonra, 'Ne o, neden böyle

Surat asıyorsun, gemilerin mi battı?' diye sormuş. 'Sorma, ben çok

Talihsiz bir adamım' demiş pısırık. 'Neden?' diye sormuş Adam tekrar.

Şöyle cevaplamış pısırık, 'Bu sabah karımla kavga ettik, beni evden

Kovdu. O sinirle işe geç kaldım. Patronum zaten bahane arayıp

Duruyordu, beni işten attı. İşten çıktım, yolda yürürken araba çarptı.

Eve gideyim, belki karımla barışırız dedim, eve gittim ve karımı başka

Bir erkekle yatakta yakaladım. Bu kadarı da fazla artık dedim, kendimi

öldürmeye karar verdim. Tabancayla vuracaktım, silah tutukluk yaptı.

İple asmaya kalktım, ip koptu. Doğalgazla öleyim dedim, faturayı

ödemediğim için gaz kesikti. Eczaneden fare zehiri aldım, buraya

Geldim, içki bardağıma koydum. Onu da geldin sen içtin. Off.. Offfff...

3 Kasım 2008 Pazartesi

ÜMİTSİZ AŞKLAR İÇİN


Ben umitsiz asklar icin yaratilmisim
Ayriliklar icin, sonsuz kederler icin
Ne zaman ta derinden sevsem birini
Ezilmeli yeni acmis gulleri kalbimin
En guclu zehir olmali ask dedigin
Alkol gibi damarlarima yurumeli
Sarmali her yanimi gece olunca
Icimde bir cibansasina buyumeli
Insan sevince her gun bir kez olmeli
Her gun bir baska yerine saplanmali o kursun
Yollara dusmeli, perisan deli divane
Erimeli potasinda o garip var olusun
Artik uzakbir anidir huzur ve sukun
O buyuk yangin baslamissa yurekte
Bir gun gelir de bu caresizligin
Aranir butun tesellisi olmekte
Oyerde sevilmek de yalan sevmekte
Nereye baksan dizboyu karanlik
Bosuna bir isik arama goklerde
Her seyinle askin icindesin artik
Boyle gitgide derinlere ceker o bataklik
Orada olumsuz olur nice kara sevdali
Sevmek, hic sevilmeden; korkunc guzel
Ask dedigin karsiliksiz olmali

Ümit Yaşar Oğuzcan

BİR SENEDEN BİR SANİYEYE ZAMANIN KIYMETİ

İnsanlar arasındaki tek fark, sahip oldukları zaman değildir. Çünkü herkesin 24 saati vardır. Fark, bu zamanın nasıl kullanıldığındadır. Zaman, biriktirilemez, geri döndürülemez ve ödünç alınıp verilemez. Her ne kadar zaman soyut bir kavram olsa da, hayat akışımızda yaptıklarımız tarafından ölçülebilir; fakat her zaman etkili değerlendirip en iyi faydayı sağlayamadığımız bir nimettir.

“Farz edin ki, her sabah hesabınıza 86.400 YTL karşılıksız kredi veren bir bankanız var ama bir günden diğerine hiç bakiye devretmiyor. Tutarı ne olursa olsun, kullanmadığınız bakiye miktarı her akşam iptal ediliyor. Böyle bir durumda ne yapardınız? Tabi ki son kuruşuna kadar çekerdiniz.

Aslında hepimizin böyle bir bankası var. Adı ZAMAN. Her sabah, hesabınıza 86.400 saniye kredi veriyor. Her akşam ise iyi şeylere yatırım yapamadığınız kısmını silip, hesabınıza zarar kaydediyor. Hiç devretmiyor. Kredi miktarından bir kuruş fazla kullandırmıyor. Her gün size yeni bir hesap açıyor. Her akşam günün bakiyesini yakıyor. Eğer günlük depozitolarınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir. Geriye dönüş yok. Yarından avans çekmek yok. Bugünü, bugünkü depozitonuzla yaşamalısınız. Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve başarı olarak geri dönsün. Zaman akıp gidiyor, gününüzü iyi değerlendirin.

BİR SENE'nin kıymetini anlayabilmek için sınıfta kalan bir öğrenciye sorun.
BİR AY'ın kıymetini anlayabilmek için prematüre bir bebeği dünyaya getiren anneye sorun.
BİR HAFTA'nın kıymetini anlayabilmek için haftalık bir derginin editörüne sorun.
BİR DAKİKA'nın kıymetini anlayabilmek için treni henüz kaçırmış bir kişiye sorun.
BİR SANİYE'nin kıymetini anlayabilmek için bir kazayı kıl payı atlatmış bir kişiye sorun.

Sahip olduğunuz her anı değerlendirin. Daha fazla değer verin.“Şunu unutmayın ki zaman kimseyi beklemez. Dün artık mazi oldu. Yarın ise muamma, bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır.” (Newsweek Dergisi)

KADIN OLMAK !...


Kadın Olmak!...

Bir kadın çocuktur aslında… Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını… Ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez. Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz; ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz..

Bir kadın güçlüdür aslında...

Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgidir aslında...

İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever; ama, tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer alamazsınız. Her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri ”acımak' duygusudur.

Bir kadın yalnızdır aslında...

Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız, onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadın çılgındır aslında...

Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Üreticiliğinin sınırı yoktur ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz üreticiliğini. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz!

............bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!!

....... çünkü Allah gözyaşlarını sayar.....!!!!

kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı..!!!

öyle olsaydı ezilirdi......!!! üstün olsun diye başından da yaratılmadı......!!

AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI......

Eşit olsun diye......

kolun biraz altında...

Korunsun diye...!!!

KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE!!!