25 Ağustos 2010 Çarşamba

MUTLULUK ARAYIŞI




 
Sizin için en başta gelen şey nedir?

Çocuklarınızı büyütmek mi?

Bunu yapmak için hayatta kalmak zorundasınız.

İdealinizi gerçekleştirmek mi?

Bunun için de hayatta olmalısınız.

Dünyayı değiştirmek mi?

Gene hayatta olmalısınız.

Çok sâde çok açık bir biçimde baktığınızda şunu açıkça görürsünüz: Herhangi bir şey yapmak için önce bedeninizin var olması ve onu canlı tutmanız gerekir.

Bedeni canlı tutmak için ne yaparsınız?

Yer ve içersiniz, tehlikelere karşı korunmaya çalışırsınız. Bu tehlikeler bir hayvan ya da insanın saldırısı, bir hastalık, sel, deprem, kaza ve benzeri olabilir.

Şimdi bu satırları okuyorsunuz. Bedeni hayatta olan biri olarak şu an ve her an en çok neyi isterdiniz? Son model arabayı mı, bir evi mi, bol parayı mı, güzel ya da yakışıklı bir eşi mi, bir başka ülkede olmayı mı, başkalarının sizi saygıdeğer bulmasını mı, hep sağlıklı olmayı mı? Yoksa dünyanın kurtarıcısı olmayı mı?

En çok neyi isterseniz isteyin temel arzunuz " Her an mutlu olmak" değil mi? Hiçbir korku, sıkıntı, acı ve pişmanlık çekmemek ve hiç kesintisiz mutlu olmak. Temel arzumuz budur.

Gerçekte insanoğlu her an mutlu mu?

Dikkatle baktığımızda açıkça görürüz ki değil.

Mutsuz iseniz ne yaparsınız? Hemen bir sigara mı yakarsınız, alkollü bir şeyler mi içersiniz, bir tanıdığınızla mı konuşursunuz, bir şeyler mi yersiniz, ağlar mısınız, bedeninize acı verici bir şeyler mi yaparsınız, uyuşturucu mu kullanırsınız, dua mı okursunuz? Bunlar veya bunların dışında başka bir şey yapınca mutlu oluyor musunuz? Yoksa bunları yaparak sâdece sizi mutsuz eden şeylerden mi kaçıyorsunuz?

Mutlu olduğunuzu söylediğiniz anlarda gerçekten mutlu musunuz? Yoksa yaşadığınız şey korku, umutsuzluk, tatsızlık, gerginlik, sıkıntı, acı ve pişmanlıklar arasındaki bir boşluk mu?



Sahip olduğunuz bir şeyi başka insanlarda veya başka şeylerde aramak büyük bir yanılgıdır. Bunun gibi mutluluğu aramak ta insanoğlunun en büyük yanılgılarından biridir.

"Siz mutluluğa zâten sahipsiniz" demek bile yanlıştır.

Çünkü siz, mutluluğun kendisisiniz.

SİZ MUTLULUKSUNUZ.

Her türlü mutluluk arayışını hemen ve tamamen bırakın.

Arayışı bıraktığınızda mutlulukla tanışırsınız. Yâni kendinizle tanışırsınız. Göreceksiniz ki mutluluk, hiç kesilmeyen, beden dâhil her şeyden tamamen bağımsız ve ölümsüzdür.





alıntı

Paylaş

İLGİ ALANLARIMIZ VE KENDİMİZ




Kişi yaşamında birçok şey ile ilgileniyor: Eşiyle, işiyle, yemek ve içmekle, annesiyle, babasıyla, çocuklarıyla, şans oyunlarıyla, sporla, siyasetle, ekonomiyle, cinsellikle, fizikle, matematikle, psikolojiyle. Ve liste uzar gider.

Sayısını bilemediğimiz ne kadar çok şeyle ilgileniyoruz değil mi?

Bütün saydığımız ve sayamadığımız tüm o ilgi alanlarının kalıcılığı var mı?

Hepsi zaman ve mekânla sınırlı .

Nasıl başları var ise sonları da var.

Nerede olursak olalım kimle olursak olalım uykuda bile hep kendimizle birlikte değil miyiz?

O kadar ilgi alanı içinde kendimizle ilgileniyor muyuz? İlgileniyorsak, nasıl? Spor yaparak mı ? Bir eğlence bularak mı? Bir tatile çıkarak mı? Yoksa yalnızlığa mı çekiliriz.

Yalnızken kendimizle mi beraberiz? Yoksa düşünceler, hayaller, çeşitli sıkıntılar, korkular, küçük ve büyük bunalımlarla mı beraberiz? Ya da gelecek endişesi ve onunla ilgili kurgular ile mi beraberiz? Televizyonda izlediğimiz film, bir kitap veya bir müzik parçası ile mi?

Yalnızken hiçbir düşünce, hayal, arzu, korku, endişe, film, müzik ve kitabın olmadığı o sükûnet ve saflık hâli ile beraber olabiliyor muyuz? O hâli yaşadı iseniz bu, sizin dışınızda bir durum mu, yoksa kendinizle birlikte oluşunuz mu?

Belli ki uygarlıklar boyunca en az ilgiyi kendimize gösterdik. Ve belki gerçekten hiç kendimizle beraber olamadık.

En iyi arkadaşınızı ne kadar ihmal ettiğinizi görüyor musunuz?







alıntı

Paylaş

HEP GENÇ KALMAK


    Hep genç kalmak istiyoruz.
    Kim istemez ki.
    Kimimizde 20 yaşında, kimimizde 50 yaşında başlıyor: Saçlar beyazlıyor, yüzde kırışıklıklar çıkıyor. Vücudun esnekliği, çevikliği azalıyor; hareketler yavaşlıyor. Bazılarında kamburlaşma başlıyor. Vücut çabuk hastalanıyor ve hastalığı zor iyileşiyor. Küçük yaşların neşeli, sâde, mutlu, tasasız hâli büyüdükçe daha çok azalıyor. Çocukken bir köpeğe, bir balona, akan suya, uçan kuşa bakarken hissedilen o tatlılık, o saflık, o güzellik hissedilmez oluyor. Kaybettiğimiz birçok şeyi aramaya başlarız. Çocukluğumuzdaki o tasasız ve mutlu hâli özleriz. Çocuk sahibi olup kaybettiklerimizi onlarla beraber tekrar canlandırmak isteriz. Spor, bitkiler, ilaçlar ve hatta büyülerle gençliği, tazeliği geri getirmek isteriz.
    Yaşamınızdaki bir problemi çözmek istiyorsanız, o problemin asıl kaynağının ne olduğunu görmek zorundasınız. Asıl kaynak ortadan kalkmazsa o problemi hiçbir zaman çözemezsiniz. 





alıntı


Paylaş

HEP ÇOCUK VE HEP GENÇ KALMAK






Bir beden doğar, büyür, yaşlanır ve ölür.
    Hiçbir şey sonsuza kadar var olamaz. Bu, var olmanın doğasıdır. Değiştiremezsiniz.
    Yaşlanma normal bir durum. Bu konuda insanların asıl problemleri şunlar:
    Bedenimiz olması gerekenden daha hızlı yaşlanıyor. Çocukluk ve gençlikteki saflık ve tazelik hisleri kayboluyor. İçteki coşku ve heyecan azalıyor. Bu sorunları çözerseniz yaşlılık sizin için bir problem olmaktan çıkar.

    Farkında mısınız?
    Sizin asıl isteğiniz bedeninizi gençleştirmek değil. Sâdece kendinizi genç hissetmek istiyorsunuz. Kendinizi genç hissetmenize engel olan, kendinizden kopuk olmanızdır. Dikkat edin kendinizden uzak değilsiniz, kendinizden kopuksunuz.
    Kendi kendinden kopuk olmak. Ne kadar tuhaf değil mi? Ancak bu gerçek. Sorunun asıl ve tek kaynağı var. O da kendimizi yanlış tanımamız.
    Tam farkındalık, size gerçek doğanızı gösterir. Gerçek doğanızla bir olmanızı sağlar. Bedeninizi ve zihninizi gereksiz ve anlamsız yere yormazsınız. Cildinizdeki kırışıklıklar ve yaşlanma azalır. Cildiniz canlanır, gözleriniz parıldar, yüzünüze sevimli bir gülümseme yerleşir. Saçlarınızın beyazlaması yavaşlar. Bedeninizin canlılığı artar. Çocukluğunuzun saf, temiz, güzel ve kaygısız ruh hâlini yaşamaya başlarsınız. Gençliğinizin tazeliği ve coşkusu içinize yerleşir. Hastalıklar hızla azalır.
    Tam farkındalık ile yaşlı da olsanız çocukluğunuzun ve gençliğinizin sizi hiç terk etmediğini anlarsınız. 




alntı

Paylaş

GÜZEL YAŞAM






Kendimizi ve yaşamı doğru tanıyor muyuz?

Yaşam deyince ne anlıyoruz?

Doğmak, aile, arkadaşlar, sistemler, devlet, gelenekler, inançlar, yemek, eğlenmek, seks, diğer insanlarla olan ilişkilerimiz, iş, sıkıntı, acı, korku, istek, evlenmek, ara sıra mutlu olmak, çocuk yapmak.

Ve liste uzar gider.

Yaşamdan bunları mı anlıyoruz?

Aşk ile bir değil isek bütün sayabileceğimiz o kadar şeyin gerçekten bir önemi var mı?

İnsan, var oluşunun sonsuz olmasını ister. Bu onun öz doğasında var.

Bir son düşüncesi kimilerini çıldırtabilir.

Hem ölmezliği hem de her an mutluluğu isteriz. Bu konuda ölümden sonra başka bir yaşamın olduğunu söyleyen bir din ya da bir inanç, kişi için çok önemlidir. Kimileri için de vazgeçilmez bir sığınak olur.

Acı dolu ve tatsız yaşantısının cennetle ödüllendirileceğine inanan insanoğlu, bu yaşantısını sorgulamadan devam ettiriyor.

Sorgulasa zaman diye bir şeyin olmadığını, sadece şimdinin var olduğunu görecek.

Sorgulasa mekânın geçici olduğunu, kalıcı olan tek şeyin "saf ben" olduğunu görecek.

Tam farkındalık ile yaşasa bir çok çözülmeler olacak ve yaşantısının saflık, renklilik, güzellik, sınırsızlık ve aşka yaklaşan değişik bir boyut kazandığına şâhit olacak. Kendi içi ve dışındaki çatışmaların hızla azaldığını görecek.

Her an aşk içinde olmak: Güzel yaşam budur. Böyle yaşamak devrimdir. Her an eskinin öldüğü, yeninin doğduğu bir yaşam.





alıntı



Paylaş

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Seninle Olmanın En Güzel Yanı



Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
 Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
 Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
 ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
 Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
 Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
 Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
 Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
 Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
 Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
 Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
 Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
 Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
 Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
 Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
 Nereden bileceksin?
 Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.
 Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her
şarkıda serhoş olmazdım.
 Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..
 Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

 Can YÜCEL Paylaş

4 Ağustos 2010 Çarşamba

MUTLU OLMA SANATI





-İlk kural; bugünkü ya da geçmişteki sıkıntılardan kimseye söz açmamaktır.
-Üzüntü bir zehir gibidir; onu sevebiliriz ama, yararını göremeyiz; sonunda üstün gelen de en köklü duygumuzdur: Herkes yaşamaya bakar, ölmeye değil.
-Sıkıntılarından, söz etmezsen, onları unutur gidersin.
-Kendilerinden sıkılanları eğlendirmek mümkün değildir.
-Mutlu olmaya niyet etmedikçe insan mutlu olamaz. Mutlu olmayı istemeli ve bu uğurda çaba göstermeli.
-Aşkın en güzel yanı, mutlu olmak için edilen yemindir.
-Mutluluk, yani kendimiz için kuşattığımız mutluluk, en güzel ve en cömert özverimizdir.
-Küstahlık edeceksen güçlü olana karşı et.
-Her şeyde övülecek bir taraf vardır.
-Gençlerle olan ilişkilerinizde, her şeyi iyi yanından alın; öyle olduklarına inanırlar, çok geçmeden de öyle olurlar.
-Nezaket, aşırı hareketlerimize karşılık bir beden eğitiminden ibarettir. Gerçek nezaket, bütün ilişkileri tatlılaştıran bulaşıcı bir neşeyle var olur.
-Ruhsal denge, genellikle kişiye dışarıdan ödüller sağlamaz; ama hiç kuşkusuz sağlığa yararlıdır.
-Neşeyi davet eden bütün düşünceler, sağlığa da yararlıdır.
-Sevinç, iç organlarımızı, en usta doktordan daha iyi düzene koyar. Oysa hasta olmak korkusu, hastalık olasılığını büsbütün arttırır.
-Bir insan mutluluğu aramaya başladı mı, onu bulmaya mahkum demektir.
-Mutluluğu gelecekte görüyorsanız, iyi düşünün, ona şimdiden sahipsiniz demektir. Ummak, mutlu olmak demektir.
-Bilgi uzaktan hoşa gitmez, içine girmek gerekir.
-Gerçek nedenlerini bilmedikçe huylarımıza asla hükmümüz geçmez.
-Korkan adam, korkuyu açıklayabilmek için tehlikeler yaratır.
-Çırpınmaların başlıca nedeni, insanın ne yapacağını bilememesidir.
-Spinoza der ki, insanın tutkuları olmaması olanaksızdır, ama belki adam, ruhunda o kadar mutlu düşünceler yaratır ki, tutkuları bunların yanında pek küçük kalır.
-Gerçek bir felaket iki kez tekrarlanmaz.
-Pascal der ki, hastalık, sağlam adamın sırf sağlam olduğu için katlanamayacağı bir şeydir.
-Bir kötülük başımıza geldi mi, şu iyiliği vardır ki; artık gelmesi mümkün bir şey olmaktan çıkar.
-Küçük bir sinek ya da kurum tanesi gözünüze kaçtığı zaman gözünüzü ovalarsanız, başınıza iki, üç saatlik bir dert açmış olursunuz; ellerinizi yerinden kıpırdatmadan burnunuzun ucuna bakın, gözünüzden gelen yaşlar, hemen sizi bu dertten kurtarır.
-Gülümseme, esneme gibi vücudumuzda derin etkiler yapar; boğazımızı, ciğerlerimizi, kalbimizi rahatlatır. Hiçbir doktorun çantasında bu kadar hızla etkisini gösterecek bir ilaç yoktur.
-Ölenler neler duymuş olurlarsa olsunlar, ölüm hepsini silip götürmüştür.
-Sıkıntılı zamanlarınızda mantık yürütmeye çalışmayın, çünkü mantığınız kendi aleyhine dönecektir.
-El ya açık olur, ya da kapalı. Elinizi açarsanız, kapalı yumruğunuzla tuttuğunuz bütün sıkıntılı düşünceler uçup gider.
-Soğuğa dayanmanın tek çaresi vardır; bunu hoş görmek. Mutluluk ustası Spinoza gibi: “ısındığım için hoşnut değilim, hoşnut olduğum için ısınıyorum.” Demeli.
-İyiye yorma, iyilik getirir. Epiktetos der ki: “sen istedikten sonra karga da sana uğur getirir.”
-Hiç kimse bu dünyada kendinden büyük düşman bulamaz.
-Başkalarını bağışlamak için ilk koşul, kendini bağışlayabilmektir.
-Fala baktırmadıkça, inanmamak çok kolaydır. O zaman inanacak bir şey de yoktur zaten.
-Kaygılarımız bize, felaketlerin kendisinden daha az acı çektirmez.
-Ne kadar bilgili olursak olalım, gözlerimizin çok uzakları görebileceğine inanmıyorum.
-Merak hastalığından kurtulduktan sonra, kuşkusuz tedbirli davranma hastalığından da kurtulmak gerekir.
-Dünyanın büyüklüğü ile insanın çaresizliğini kıyaslamaya kalkışacak olursak, hiçbir iş göremeyiz. Onun için işe koyulmalı ve yaptığımız işi düşünmeliyiz.
-Küçük çabaların başaracağı işe inanmalı ve böceğe karşı bir böcek sabrıyla savaşmalı.
-Para, yararlı olan her şey gibi, ilkin kendisine vefalı bir aşk ister. Yalnız gereksinimleri için onu isteyenlere yüz çevirir.
-Çok harcamak isteyen kişi, hiç kazanamaz. Çünkü onun istediği kazanmak değil, harcamaktır.
-Üstüne basılan her taş sağlam değildir.
-Voltaire der ki: “kader bizi sürükleyip götürür, isteklerimize kulak asmaz.”
-Güçlü insanlara özgü olan azimli irade, her türlü durumda, yine bir yol açıp geçmesini bilir. Güçlü adamın özelliği, her şeye kendi damgasını vurmasıdır.
-Gençliğin istediği şeylere, yaşlılar büyük bir bollukla sahiptir.
-Pek çok kimse, şundan ya da bundan yoksun olduğundan yakınır; ama nedeni bunu gerçekten istememiş olmasıdır.
-Ummak istemek değildir.
-Bir umutsuzluk halinde öyle bir kesinlik vardır ki, insan teselli kabul etmek istemez.
-Her şey çabucak unutulur; durum her zaman güçlü ve tazedir; insan ona kolayca alışır. --Alışkanlık bizim uyum yeteneğimizden güç alan bir tanrıdır.
-Toplum öylesine eşsiz bir makinedir ki, iyi insanlara farkına varmadan zalim olma olanağını verir.
-La Bruyére der ki: “evliliğin iyisi olur ama kusursuzu olmaz.”
-Bir toplum, havaya ve rüzgarlara göre rahat ettiğimiz ya da rahatsız olduğumuz bir gölgeliğe benzemez. Tersine toplum, sihirbazın değneğiyle güneşin açtığı ya da yağmurun yağdığı bir harikalar diyarıdır.
İ-lk düşüncesizce yapılan hareketten sonra hatasını onarmak, ikiyüzlülük değil, dürüstlüğün ta kendisidir.
-Rousseau der ki; “düşünen adam, baştan çıkmış bir hayvandır.”
-İnsan yaşamını ne kadar doldurmuşsa, onu kaybetmekten o kadar az korkar.
-Maddi yaşam, tam anlamıyla güvence altına alındı mı, mutluluktan ortada eser kalmaz. Kendi olanaklarıyla iş yapmayan kişi için can sıkıntısı kaçınılmazdır.
-Her şeyi sigorta eden bir işyeri; kapısına: “buraya girenler, umudu dışarıda bırakın” yazmalıdır.
-Gökten düşen bir mutluluk sevilmez, insan kendi emeğiyle yaratmak ister.
-İnsanlar kendi elleriyle yarattıkları sonucu, talihin getirdiği sonuçtan daha çok sever.
-Zaman, pişmanlığa meydan vermez.
-Hazları bütünüyle hazır olan daha huysuz olur.
-Aşkın verdiği zevk, bize zevk aşkını unutturur.
-Çalgıyı dinlemektense, çalmayı tercih etmeyen var mıdır? Güç olan hoşa gider.
-İnsan kendi emeğinin ürünleriyle süslenmiş topraktan haz duyar.
-Her işte bir kez temel atıldı mı, devam etmek için nedenler yaratılmış demektir.
-Gerçek tasarılar, ancak başlanmış bir iş üzerinde boy atabilir.
-Hayvan, çevresindeki şeyler kendisini rahat bırakınca yatıp uyur. İnsan ise düşünür.
-Gerçek bilgi, gözlerimizin dibine kadar gelmez.
-Dünyayı alelacele dolaşan adam, işini bitirdiği zaman, anılar bakımından başlangıçtan daha zengin değildir.
-Görülen şeylerin asıl zenginliği ayrıntılardadır.
-Ne geçmiş, ne de gelecek bize dert olabilir, çünkü biri artık mevcut değildir, öteki ise henüz mevcut değildir.
-Bugünü düşünün; önce, dakikadan dakikaya devam eden hayatınızı düşünün; her dakika, önceki dakikayı kovalıyor.
-Hayatı karartan, dert aşılayan bir iyilik vardır, adına pişmanlık derler.
-İnsanlara ancak kendi umutlarını verebilirsiniz.
-La Rochefoucauld der ki: “her zaman başkalarının dertlerine katlanacak kadar gücümüz vardır.” O şaka yapmış. Başkalarının dertleri kolay katlanır şey değildir.
-Başkalarına ve kendimize karşı iyi davranmak; herkesin yaşamasına yardım etmek; kendi yaşamamıza yardım etmek; işte asıl din! İyilik mutluluktur. Sevgi mutluluktur.
-Benim varlığım, dostuma bir parçacık gerçek haz verecek olursa, bu hazzı görmekten ben de haz duyarım.
-Hiç kimseyi gücendirmeyen bir hareket ve söz rahatlığı, mutlu olmak için önemli bir meziyettir.







alıntı







Paylaş