30 Kasım 2011 Çarşamba
DOSTLUK...
rekeskin@gmail.com
Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.
Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.
Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.
O gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın…
Nazım Hikmet
Paylaş
Seyyid Osman Hulusi Efendi DÎVÂNINDAN SEÇME İLAHİLER
rekeskin@gmail.com
Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma
Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol
Nefsin hevâsı için mağrûr olup aldanma
Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol
Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol
Allâh için herkese hürmet et de sev sevil
Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol
İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem
Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol
Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi
İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol
Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzu'lu
Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol
Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya
Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol
Varlığından boşal kim yokluğa erişesin
Sözünü gerçek söyle Hulûsî'nin dili ol
16 Kasım 2011 Çarşamba
Mutlu Olmak Ögrenilebilen Bir Sey mi?
rekeskin@gmail.com
Küçük seylere dikkat ögrenilebilen bir seydir, insanlar, içinde yasadıkları ortama, aldıkları egitime göre birtakım küçük seylere dikkat etmeyi ögreniyorlar. Çiftçiler, hekimler,terziler, dedektifler, kendi ugraslarıyla ilgili küçük ipuçlarını degerlendirmeyi ögrenebiliyorlar. Küçük seylere dikkat etmeyi ögrenebilen insan, bunlar karsısında mutlu veya mutsuz olmayı da ögrenebilir. Bazılarımız, küçük seylere dikkat etmeyi ve bunlar karsısında mutsuz olmayı ögrenmis bulunuyoruz. Bazılarımız ise aynı küçük seylere dikkat edip mutlu olmayı ögrenmis bulunuyoruz.
Yani bazıları bardağın yarısı boş diye eşef etmeyi, bazıları ise yarısı dolu diye sevinmeyi, sükretmeyi ögrenmis. Doğustan iyimser veya kötümser olmuyoruz. Belirli durumlar karsısında iyimser veya kötümser olmayı çesitli yollarla ögreniyoruz. Örnegin, büyüklerimizi model alarak ögreniyoruz.
Bir dügüne giden insanların, bir seyleri övmekten çok, negatif elestiri yönelttiklerini görürüm. Ufacık ufacık ayrıntıları yakalayıp kurabiyeleri, limonataları, gelinin, damadın kasını, gözünü, kayınvalidelerin elbiselerini elestirdiklerini duyarım, insanlar elestiriyorlar, elestiriyorlar, ondan sonra da “Amann bize ne, Allah mesud etsin” diyorlar. (iyi de, su ‘bize ne’yi en basta demeyi ögrenebilir miyiz acaba?
Eger bir insan genelde kötümser, karamsar ise, galiba zamanla bu karamsarlıgı destekleyecek yönde küçük ayrıntıları fark eder hale geliyor. Negatifi vurgulaya vurgulaya, yasama negatif bir bakıs tarzı gelistiriyor. Bu durumun sonucunda da, arabesk sarkılarda duydugumuz “batsın bu dünya” tavrı çıkıyor ortaya.
Karamsarlığı ögrendigimiz gibi iyimserligi de ögrenebiliriz.
Üstün Dökmen
Paylaş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


