29 Ocak 2012 Pazar

"HAYAT NEDİR ANNE" ?

                                            


Benim hiç sapanım olmadı anne
Ne kuşları vurdum
Ne de kimsenin camını kırdım.
Çok uslu bir çocuk değildim ama,
Seni hiç kırmadim, hep boynumu kırdım.
Ben hayatım boyunca
Bir tek kendimi vurdum.

Suskun görünsem de,
Fırtınalı ve mağrurdum anne
Bir mızrak gibi
Aynada hep dik durdum anne
Ben sana hiç bir gün laf getirmedim.
Leke sürmedim.
Ama göğsümü çok hırpaladım
Kalbimi çok yordum
Ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum.

Benim hiç sevgilim olmadı anne
Ne bir yuva kurdum
Ne bir gün şansım güldü
Öpemeden bir bebeğin gidişini
Tükendi gitti çağım
Kimi yürekten sevdiysem
Yüreğini başkasına böldü
Bir muhabbet kuşum vardı
O da yalnızlıktan öldü

Sen beni göğsünde
Hep acılarla mı soğurdun anne
Yoksa evlat diye
Koca bir taş mı doğurdun anne
Eziyet degilim, zahmet değilim
Musibet hiç değilim;
Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene
Doğurdun da beni
Ne ile yoğurdun anne

Benim hiç hayalim olmadı anne
Ne seni rahat ettirdim
Ne kendim ettim rahat
Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat..
Kaybolmuş bir anahtar kadar
Sahipsizim anne
Ne omuzumda bir dost eli
Ne saçımda bir şefkat

Say ki yollardan akan
Şu faydasız çamurdum anne
Say ki ıslanmaktım, üşümektim
Say ki yağmurdum anne
Bunca yıldır gözyaşlarını
Hangi denizlere sakladın
Oy ben öleyim
Sen beni ne diye doğurdun anne



Yusuf Hayaloğlu




26 Ocak 2012 Perşembe

BİZE VERMEKTEN BAHSET...


                                                      rekeskin@gmail.com







 
"sahip olduklarinizdan verdiginizde,
çok az sey vermis olursunuz;

gerçek veris, kendinizden vermektir.
çünkü sahip olduklariniz, yarin ihtiyaciniz olabilir
diye saklayip korudugunuz seylerden ibaret degil mi?

ve yarin, kutsal sehre giden hacilari takip ederken, kemiklerini,
iz birakmayan kumlara gömen fazla uyanik bir köpege ne getirebilir?
ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan baska birsey degil midir?

kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak,
tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi?

çok fazla seye sahip olup, çok az verenler, bunu
gösteris isteyen gizli arzulari için yaparlar,
ki bu da armaganlarini yararsiz kilar.

ve bazilari vardir ki, çok az seye sahiptirler ve hepsini verirler.
bunlar hayata ve hayatin definesine inananlardir,
ve kasalari hiç bos kalmaz.

bazilari sevinçle verirler, bu sevinç onlarin ödülüdür.

bazilari ise istirap içinde verirler ve bu aci onlarin vaftizidir.

ve bazilari vardir ki, ne vermenin acisini hissederler,
ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düsüncesi tasirlar;
onlar, su vadideki mersin agacinin kokusunu salisi gibi verirler.

böyle kisilerin ellerinde tanri dile gelir ve
onlarin gözlerinden tanri, dünyaya gülümser.
istendigi zaman vermek güzel bir davranis olabilir; fakat
istenmeden, ihtiyaci hissederek vermek çok daha anlamlidir.

ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak,
veris olayindan daha fazla sevinç getirir.

vermekten alikoyacaginiz herhangi bir sey olabilir mi?

sahip oldugunuz her sey bir gün verilecektir.

öyleyse simdi verin ve vermenin hazzini
mirasçilariniz degil siz yasayin..

çogunlukla söyle dersiniz:
'verecegim, ama hak edeni bulabilirsem.'

ne koruluktaki meyve agaçlari böyle düsünür,
ne de çayirdaki sürüler.

onlar, saklandiginda çürüyecek olani, yasayabilsin diye verirler.

herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden
bir kisi, sizden gelebilecek seyleri de hak eder.
ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmis bir insan,
sizin küçük irmaginizdan da bir bardak su alabilir.

faydasindan öte, kabul etmenin gerektirdigi cesaretten ve
güvenden daha büyük bir deger var midir?

ve siz kim oluyorsunuz da, onlarin gögüslerini yirtarak
gururlarini korunmasizca ortaya seriyor, sonra da
onlarin degerlerini örtüsüz ve gururlarini
utanmasiz olarak degerlendiriyorsunuz?

önce kendinizi vermeye hak kazanmis ve
verme olayinda bir araci olarak görün.

çünkü gerçekte herseyi veren hayattir
ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediginizde,
sadece bir tanik oldugunuzu unutuyorsunuz.

ve siz alicilar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz,ne kendinize
ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için,
hiç bir minnet hissi tasimayin.

bunun yerine, armaganlari kanat yaparak,
verenle beraber yükselin;

çünkü borcunuzu gereginden fazla abartmak,
annesi özgür yürekli dünya,
babasi evren olan cömertlik olgusundan
süphe etmek demektir..."

Khalil Gibran









Paylaş

19 Ocak 2012 Perşembe

İKİ ŞEY ÇOK ÖNEMLİDİR...


                                                  rekeskin@gmail.com





         İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir; 1-Şikayetçilik 2-Dedikodu
         İki şey çözümsüz görünen proplemleri bile çözer; 1-Bakış açısını değiştirmek            2-Karşındakinin yerine kendini koymak. 
         İki şey yanlış yapmanı engeller;1-Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek 2-Hak yememek.
         İki şey kişiyi gözden düşürür;  1-Demagoji (Laf kalabalığı) 2-Kendini ağıra satmak (övmek,vazgeçilmez göstermek)
         İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar; 1- İradeye hakim olmak 2-Uyumlu olmak.
         İki şey 'Ekstra Değer' katar; 1-Hitabet ve diksiyon eğitimi almak 2-Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek.
         İki şey geri bırakır; 1-Krarsızlık 2-Cesaretsizlik.
         İki şey kaşif yapar; 1-Nitelikli çevre 2-Biraz delilik.
         İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar; 1-Baskın yeteneği bulmak 2-Sevdiğin işi yapmak.
         İli şey başarının sırrıdır; 1-Ustalardan ustalığı öğrenmek.2-Kendini güncellemek.
         İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamnın sırrıdır.1-Niyetin saf olması 2-Ruhsal farkındalık
         İki şey milyonlarca insandan ayırır;1- Sorunun değil,çözümün parçası olmak.2-Hayata ve herşeye yeni (özgün,orjinal,farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek.
         İki şey gelişmeyi engeller; 1-Aşırılık ((mübalağa,abartı,ifrat) 2-Felakete odaklanmış olmak.
         İki şey çözüm getirir;1-Tebessüm (gülümseme) 2-Sükut (susmak)
         İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır. 1- Anne 2- Baba
         İki şey geri alınmaz; 1-Geçen zaman 2- Söylenen söz.
         İki şey ulaşmaya  değerdir; 1-Sevgi 2-Bilgi.
         İki şey ''hayatta önemli olan her şey''içindir; 1- Nefes alabilmek.2- Nefes verebilmek. 
       






Paylaş

17 Ocak 2012 Salı

UNUTAMADIĞIM...





                                                 rekeskin@g










Açardın, 
Yalnızlığımda 
Mavi ve yeşil, 
Açardın, 
Tavşan kanı, kınalı-berrak. 
Yenerdim acıları, kahpelikleri... 

Gitmek, 
Gözlerinde gitmek sürgüne. 
Yatmak, 
Gözlerinde yatmak zindanı. 
Gözlerin hani? 

"To be or not to be" değil. 
"Cogito ergo sum" hiç değil... 
Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı, 
Durdurulmaz çığı 
Sonsuz akımı. 

İçmek, 
Gözlerinde içmek ayışığını. 
Varmak, 
Gözlerinde varmak can tılsımına. 
Gözlerin hani? 

Canımın gizlisinde bir can idin ki 
Kan değil,sevdamız akardı geceye, 
Sıktıkça cellad, 
Kemendi... 

Duymak, 
Gözlerinde duymak üç-ağaçları 
Susmak, 
Gözlerinde susmak, 
Ustura gibi... 
Gözlerin hani
..?












Paylaş

ADANA KÖYLERİNDE DÜĞÜNLER…

       
                                             (Mustafabeyli Kasabasında Düğün)                                              
                                                    rekeskin@gmail.com                                                  








Adana köylüsü düğününe Millî bütünlüğü temsil eden bayrağı oğlan evine astırmakla başlar. Davul zurnanın eşliğinde halayını çeker, kurbanını keser, karakucak güreşleri, cirit oyunları, silâh atma ve sinsin gibi eski Türk geleneğini, töresini aynen devam ettirir.
Yakın zamana kadar düğünler köylerde genellikle perşembe günü başlar ve pazar günü son bulurdu. Köylerde ilk davulun sesi duyulduğu zaman hayat canlanır, renklenir. Köy halkı kendilerini düğün sahibi sayarak dışardan gelenleri konuklar, ağırlar, elbirliği ile düğünü yaparlardı.
Adana'nın ovalık ve dağlık alanlarında ufak tefek ayrılıklara rağmen düğünle ilgili gelenek ve  görenekler birbirine  benzer.  Çünkü il halkını çoğunlukla aynı boya, obaya mensup Türkmen ve Göçerler meydana getirirler. Zaman zaman çevre illerden veya yurt dışından gelen göçmenler Çukurova'ya kendi gelenek ve göreneklerini getirmişlerse de bunlar ilin bütünlüğünü bozmazlar.



KIZ GÖRME, GÖRÜCÜ GİTME
Yurdun her yerinde olduğu gibi Adana'da da iki gencin yuva kurmasında ailelerin rolü büyüktür. Evlenme çağına gelen erkek çocukları için aile, hısım, akrabası görüşlerine uygun kız ararlar. Buna görücü gitme denir. Aile tarafında beğenilen kız hakkında delikanlının fikri sorulur. Müspet cevap alınınca kız istemeye gidilir. Bazen alacağı kızı delikanlı kendisi görüp beğenir. Ailesini bu işle görevlendirerek gerekli araştırmayı yaptırır, kızı istetir.
DÜNÜR ve DÜĞÜR GİTMEK
Aileler arasında ilk anlaşmalar kadınlar arasında olur. Oğlan evi, kız evine haber göndererek misafirliğe gider. Konuşma sırasında niçin geldiklerini, çocuklarının huyunu, mali durumunu vb. hususları açıklarlar. Kız tarafı düşünmek için zaman ister. Bu zaman zarfında oğlan evi ve oğlan hakkında gerekli araştırmayı yapar. Bu arada kızın fikrini de el altından almayı unutmazlar. Kararlaştırılan günde iki taraf anlaşırsa ailenin büyükleri işe karışır. Erkek tarafı belirtilen günde kız evine giderek söz kesimi yaptırır. Kız evinin istekleri sorulur, alınacak eşyalar kararlaştırılır.
KIRKIM ATMA
Adana'da kırkım atma usulü son yıllarda yapılmaz olmuştur. Kırkım kız veya oğlan tarafından seçilen bir kadın tarafından yapılır. Düğüne bir müddet ara verilir. Gelin ortaya getirilir. Başına al örtüldükten sonra, başına tepsi tutulur. Tepsiye örtülen temiz bir örtü üzerine kelle şeker kırılır. Arkasından önce oğlan evinden başlanarak kırkım atılır. Kırkım atan kadın eline aldığı hediyeyi göstererek bu hediyeyi getirenin ismini söyler ve arkasından darısı oğluna kızına diye bağırır. Kırkımla getirilen hediyeler düğün sahibine verilir.
http://www.adanadan.biz/extras/spacer.gif

AĞIZ TADI:
Kız evi ile oğlan evi anlaşmaya vardıktan sonra oğlan evinden getirilen tatlı, şekerleme lokum (Bu işin hayırlı olması temennisiyle) duaya takriben açılarak hep birlikte yenir. Buna halk arasında ağız tadı ve şirinlik denir.
NİŞAN MERASİMİ  (ŞERBET İÇME):
Söz kesiminin yapıldığı zaman nişan günü de kararlaştırılır. Nişan aile arasında yapıldığı gibi salonlarda da yapılır. Nişan gecesi erkek tarafından bir büyük veya münasip gördüğü bir kişi her iki tarafa mutluluklar dileyerek yüzüklerini takar. Oğlan evi mâli durumuna göre kıza gerekli altın veya mücevherat takar.
Köylerde ekonomik duruma uygun olarak nişan bir veya iki gün sürer. Köylerde nişana davet okuntu ile yapılır. Okuntu havlu, şeker, su bardağı, çorap gibi hediyelerdir. Okuntuyu alan kimse hediyesini nişana davet eden tarafa verir.
Köylerde nişana gelen davetlileri ağırlamak için kurban kesilir, ziyafet sofraları hazırlanır. Davullar vurulur, halaylar çekilir, çeşitli eğlenceler düzenlenir.
Yumurtalık, Bahçe, Kozan ve kısmen Karataş yörelerinde hediyeler kızın nişanlandığı gün getirilir. Bazı nişanlarda kırkımda atıldığı görülür. Adana'da kız evinin hediyeleri çeyiz gitmeden önce verilir.
NİŞAN GÖRME
Nişan'dan birkaç gün sonra oğlan evi aldıkları hediyelerle gelin evine gelinlik görmeye giderler. Kız evi bir hafta içerisinde damat adayına karşılığı yaparak hediye alır. Her iki tarafın birbirlerine aldıkları hediyeler konu - komşuya gösterilir. Nişan hediyelerinde eski Türk Töresine uyularak saygı bakımından büyüklere, kardeşlere ayrıca hediye konur. Böylece iki aile arasında yakınlık başlar.
Bazı ailelerde nişan hediyesi nişan gününden önce gönderilir. Fakat kız evi kendi alıp diktirdiği elbiseyi kızına giydirir. Nişan elbiselerinin mavi, pembe renkte olması tercih edilir. Bayramlarda nişanlı kıza kurdelelerle süslü koç, tatlı, elbise gönderilir. Altın da takan olur.
ÇEYİZ KESEME
Türk geleneklerine göre kız evlâdı daha büyümeden çeyizi dizilir. Çeyizin önceden  hazırlanması  düğünde  kolaylık sağlar.
Çeyiz kesme işi düğüne yakın bir zamanda yapılır. Kız ve erkek evinin büyükleri birlikte çarşıya alışverişe çıkarlar. Çarşıdan elbise, gelinlik, çamaşır, ziynet ile eksik olan ev eşyası alınır. Çeyiz kesimine katılanlar için oğlan evi ayrıca hediyelik eşya alındıktan sonra hep birlikte yemeğe gidilir. Çeyiz kesilen elbiseler erkek evi tarafından terziye verilerek diktirilir.
DÜĞÜN İÇİN SÖZ KESİMİ
Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra aileler arasında düğün günü kararlaştırılır. İlde düğünler sonbaharın bitiminde ve kış aylarında yapılır.

http://www.adanadan.biz/extras/spacer.gif

BAYRAK DİKME (BAYRAK KADIRMA)
Şehir ve kasabalarda düğünler modern anlamda salonlarda yapılır. Caz ve davul eşliğinde bir süre eğlendikten sonra gelin ortaya gelir. Gelinin küçük kardeşi yoksa yakın bir akrabası gelinin beline dolaştırdığı kuşağı bağlar. Geline durumuna göre bir bir hediye takar ve tebrik eder. Sonra sıra ile bütün akrabaları kız ve erkek tarafı olmak üzere herkes hediyesini orada takar. Sonra tekrar eğlence başlar. Düğünü mümkün olduğu kadar neşeli geçirmeye çalışırlar.
Köylerde düğün perşembe günü başlar pazar günü son bulur. Düğüne davet daha çok okundu ile yapılır. Düğün oğlan evinde bayrak dikilmesiyle başlar. Bayrak asma işine müteakip, köyün imamı ve ileri gelenleri oğlan evine gelerek düğün için süslenip hazırlanan kurbanı tekbir ile kesilir, silâhlar sıkılır ve davulun ilk tokmağı vurulur. Davul vurulup kurban kesilirken köylüler ve yakın akrabalar, komşular durumlarına göre ortaya para atarlar. Düğün sahibi bu paraları düğün masraflarına harcar. İlk gün düğünü yakınları yapar. Bayrak dikimine gelenlere oyalı mendil hediye edilir. Davetliler düğüne cuma ve cumartesi günü gelirler. Beraberlerinde durumlarına göre keçi, koyun, tosun, dokuma gibi çeşitli hediyeler getirirler.
Düğün başlar, halaylar çekilir, tabancalar atılır, yemekler yenir ve her türlü eğlenceler tertiplenir. Misafirleri ağırlamak oğlan tarafına vazifedir.
Düğünü damadın iki arkadaşı idare ederler. Bunlar kollarına kırmızı bant bağlarlar. Düğünün telâşını bu sağdıç denen idareciler yapar. Sağdıçlardan birisi evli birisi bekârdır. Oğlan evinde düğün hazırlıkları ve eğlenceler devam ederken kız tarafında da eğlenceler yapılır.
Düğünden birgün önce damat evinden iki kadın gönderilir. Kız tarafının istekleri sorulur. Geline çerez götürülür. Gündüz beraberlerinde getirdikleri kurban kesilir, hep birlikte yemek yenilir, eğlenceler yapılır, gece kına yakılır.
KINA GECESİ
Kına gecesi konu - komşu gelinin arkadaşları ve akrabalarının katılması ile eğlence yapılır. Eğlence sırasında bir ara tepsi içerisinde etrafına mumlar dizilmiş kına ortaya getirilir. Gelin olacak ortaya çıkarılır. Bir masa veya sandalye etrafında üç defa döndürülerek oturtulur.     Kızlar başlarında kına tepsisi ile kına türküleri söyleyerek dolaşırlar. Kına yakımının bitiminde çerez dağıtılır.

http://www.adanadan.biz/extras/spacer.gif

KINACI CEZASI
Kına gecesi için gelmiş erkeklere kız evi türlü türlü işkencelerde bulunurlar. Yapılan bu işkenceler oğlan evi sabırla karşılamaya mecburdur. Bunun için ceza verilecekleri sabırlı insanlar arasından seçerler. Kınacıyı uyutmazlar, türkü söyletirler, hikâyeler anlattırırlar, belinden ip bağlayarak tavana asarlar, ceketini ters giydirirler, kolundan su dökerler, ağaç üstündeki yumurtayı vurdururlar. Oturduğu mindere iğne koyarlar. Hatta sabana koştukları bile olur. Bütün bu işkencelerden sonra her şey tatlıya bağlanır. Kınacı cezadan ya para vererek veya susarak kurtulur. Kına gecesinin gündüzü gelini hamama götürürler ve çeşitli türküler ve maniler söyleyerek gelini yıkarlar.
SEYMEN ALAYI                      
Gelin pazar günü oğlan evine gider. Gitmeden önce hazırlıklar başlar. Gelin köyden uzak bir yere gidecekse at arabaları, traktörler veya arabalar hazırlattırılır. Köy meydanında gelin havası vurdurulur. Gelin alayı toplanarak aynı yoldan dönülmemek üzere hareket edilir. Gelin almaya giden kadınlara (Yenge), erkeklere (Seymen) denir. Yol boyunca eğlene eğlene giden seymen alayı kız evine yaklaşırken silâh atar, davul zurna eşliğinde halay çeker.
Neşe içerisinde gelinin çeyizi arabalara yüklenir. Sıra gelini almaya gelir. Gelin ailesiyle vedalaştıktan sonra kapıya gelir. Gelinin kardeşi veya yakın bir akrabası tabanca, para veya bir hediye almadıktan sonra gelini vermez. Gelin süslü bir ata veya süslü bir arabaya biner. Yolda önü kesilerek para istenir. Arabanın etrafı kilimlerle kapatılır. Seymenler nezaretinde getirilir. Bir ara gelinin yanında duran gelin yastığı atlı seymenlerden biri tarafından kaçırılarak köyde bekleyen güveye ulaştırılır, hediye alınır.

Silâh ata ata, halay çeke çeke köye ulaşan seymen alayı düğün evinin önüne gelince durur. Bu sırada gelin indirme havası çalınır. Gelin attan indirilirken başına para, leblebi ve şeker karıştırılarak serpilir. Kucağına iki yaşında bir erkek çocuk konur. Gelinin kaynanası, kayınbabası, yakınları geline hediye verirler. Tarla, çul, koyun, bilezik, dana gibi çok çeşitli olan bu hediyeleri almadan gelin yere inmez. Kapı önünde gelinin eline hamur, yağ ve yeşil ağaçtan yapılma bir madde verilir. Bazı yerlerde gelin bunları havaya atar kim kaparsa bahşişini alır.
Bazı yerlerde de gelin odasına girerken kapıya hamur ile yeşillik, bala batırılarak yapıştırılır. Gelin ilk adımını kaynananın elinin altından geçerek eve atar. Nazar değmesin diye hemen bir oklava kırılır.

http://www.adanadan.biz/extras/spacer.gif

GÜVEY TRAŞI
Düğün günü güvey merasim traşı olur. Arkadaşlarının arasında berbere giden, davetliler kolonyaları halk serperler ve masaya para koyarlar. Güveyle birlikte sağdıçlar traş olurlar. Yatsı namazından sonra güveyi eve getirirken iki sağdıç önde mendil tutarlar. Mendilin arkasından güvey yürür. Atalım atalım ve hey heyler içerisinde evin kapısına getirilen güveye arkadaşları şakadan yumruk vurarak iterler. Sağdıçlar onu korurlar. Güvey sözde kaçarak evine girer. Güveyin arkadaşları şerbet dağıtırlar. En son düğün evinden sağdıçlar çıkar. Dinî nikâh ekseri düğün gecesi kıyılır.
Güvey yüz görümlüğü takar. Ertesi günü baş bağlama mevlüdü yapılır. Tanıdıklar mevlüde hediyeleri ile gelerek çiftlere mutluluklar dilerler.
Düğünden sonra kız ve erkek tarafı birbirlerini karşılıklı yemeğe davet ederler. Kaynana, kayınbaba ve kızın aile bu davetlerde kıza yüzgörümlüğü (Altın ve süs eşyası) takılır. Eve gelin görmeğe gelenler mutluluk diler ve hediye getirirler. Gelenlere el öpmeğe çıkarılır. Aile büyüklerinin elleri öpüldükten sonra tanıdıklara geçilir. Böylece mutlu olunur.
  
    NOT; Artık bu adetler ,gelenek ve görenekler yapılmaz oldu.Bir günlüğüne gündüz veya gece düğün salonu tutuluyor…İki üç saat içinde düğün başlıyor ve bitiyor…..
   (Kaynak;  adanadan.biz)








Paylaş

8 Ocak 2012 Pazar

Eğer ...


                                                          rekeskin@gmail.com








O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiç bir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp,
göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında
bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde
"Onca ayrılığın birinci dereceden failidir." denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde
amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya, canım ellerini tutmak isterse...

Evet sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa
tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

Can YÜCEL









Paylaş

6 Ocak 2012 Cuma

Sevgileri yarınlara bıraktınız...



                               rekeskin@gmail.com







Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

... Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.

Behçet Necatigil







Paylaş